26 Ağustos 2007 Pazar

Ebû Hureyre'nin Çarşı Esnafına Çağrısı

Bir gün, Ebû Hureyre (r.a.) MEdine çarşısına uğradı; çarşıya hâkim bir yerde durdu ve:

"Ey çarşı esnafı! Sizler ne kadar beceriksizsiniz!" dedi

"Nedenmiş o?" diye sordular. 

"Resûlullah'ın mirası bölüştürülüyor, siz burada duruyorsunuz. 
Gidip oradaki payınızı almayacak mısınız?" dedi.

"Nerede dağıtılıyor?" diye sordular.

Ebû Hureyre: "Mescitte." dedi.

Çarşı ahalisi, koşarak mescide gitti. Ebû Hureyre, orada bekledi. Adamlar, gittikleri gibi geri döndüler. Ebû Hureyre:
"Niçin döndünüz?" diye sordu.
"Mescide vardık, içeri girdik, orada taksim edilen bir şey göremedik!" dediler.

Ebû Hureyre: "Mescitte kimseyi göremediniz mi?" diye sordu.
"Evet, gördük. Bazıları namaz kılıyor, bazıları Kur'ân okuyor, bazıları da helâl ve haram konuları üzerine sohbet yapıyorlardı." dediler.

Ebû Hureyre: "Yazık size! Muhammed'in (s.a.v.) mirası işte odur; ilimdir!" dedi (1)

1: Taberânî, Mucemu'l-Evsat, 2/114 (1429)
Kaynak : Hayatu's Sahabe - Muhtasar-, M. Yusuf Kandehlevi, Işık Yayınları 2006, 2. Cilt sayfa 234

Kuzman'ın Hikâyesi

Âsım b. Ömer b. Katâde (r.a.) anlatıyor :

İçimizde Kuzman adında tanımadığımız bir adam vardı; kim olduğu tam bilinmiyordu. Bu kişinin adı anıldığında Cenâb-ı Peygamber,

"Şüphesiz o cehennemliklerdendir."
buyururdu.

Uhud Savaşı vuku bulunca bu zat kıyasıya savaştı, tek başına müşriklerden yedi sekiz kişiyi kırdı geçti. Bedenen güçlü biri idi. Nihayet, savaşırken aldığı yaralardan hareket edemez hale geldi. Zaferoğullarının mahallesine götürüldü. Müslümanlar:
"Vallahi ey Kuzman, bugün büyük bir imtihan verdin, sana müjde!"
dediler. Kuzman:
"Neden müjdeleniyorum? Ben sadece kavmimin şanı ve şerefi için savaştım, yoksa ben savaşmazdım ki!"
dedi.

Yarası ağırlaşınca Kuzman, sadağından çektiği bir okla kendisini öldürdü. (1)

1: İbn Kesîr, el-Bidâye, 4/36
Kaynak : Hayatu's Sahabe - Muhtasar-, M. Yusuf Kandehlevi, Işık Yayınları 2006, 1. Cilt sayfa 285

17 Mayıs 2007 Perşembe

Hz. Abbâs'ın Mektubu

Hicretin üzerinden üç yıl geçmişti ve Şevval ayının bir Perşembe günüydü. Efendimiz'in (s.a.v.), Kuba'da bulunduğu bir sırada Hz Abbâs'ın gönderdiği mektup eline ulaşmış ve mektubu kendisine okuyan Übeyy İbn Ka'b'ı dinledikten sonra bunu gizli tutmalarını söyleyerek Sa'd İbn Rebî'in yanına gitmişti.

Meğer etraftaki kabilelerden de destek alan Kureyş, Bedir'de aldığı yarayı sarıp Müslümanlardan intikam alabilmek için hazırlığını yaptığı orduyla Mekke'den hareket etmiş, son bir hamleyle kesin çözüm alabilmek için Medine'ye doğru ilerliyordu. Hatta bu ordu için Kureyş, Bedir öncesinde Şam'a gidip de gelen Ebû Süfyân kervanındaki mallarını himmet edip hazırlanacak ordu için vermiş ve Medine'den intikam alabilmek için bu orduya daha başka katkılarda da bulunmuştu. Konuyu haber veren Cibril'in getirdiği âyette şu bilgi verilecekti:

-Şüphesiz ki o kafirler, Allah yolundan insanları geri çevirmek için mallarını infak ediyorlar. Gerçi onu infak edecekler ama bu, yine de onların aleyhine cerayan edip yürek yakan bir hicrana dönüşecek ve mağlup olacaklar.(Enfâl, 8/36)


Bu haber üzerine Allah Resûlü (s.a.v.), önce farklı yönlere ashabından bazılarını göndererek üzerlerine gelen Mekke ordusuna ait haberlerin hiç atlamadan kendisine ulaştırılmasını istemişti.

Durumun nezaketine binaen Sa'd İbn Muâz, Üseyd İbn Hudayr ve Sa'd İbn Ubâde gibi sahabîler, Efendimiz'in etrafında silahlarını almış, namaz kılarken bile silahlarını yanlarından ayırmadan nöbet tutuyorlardı.

Kaynak: Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz (s.a.v) -2-, Bedir'den Gönüller Sultanlığına, sayfa 121, Reşit Haylamaz, Işık Yayınları 2007

25 Nisan 2007 Çarşamba

Ve kalıcı yurt : Medine

Medine'de, daha önce benzerine rastlanmamış bir sevinç vardı; yüzlere tebessüm gelmişti 
ve Mekke'de yaşanılanları unutturmak istercesine Medine ufuklarında çocukların sesleri 
yankılanıyordu:

- İşte, Resûlullah gelmiş

diye bu sevinçlerini ifade ederken şu neşideleri seslendiriyorlardı:
- Ay doğdu üzerimize;

Senâ tepelerinden! Bizi hayra davet eden, aramızda kaldığı sürece şükür vacip oldu bize! (1)

Ey aramıza gönderilen elçi! Şüphesiz ki Sen, itaat edilecek bir işle bize geldin, (2)

diyerek, medeniyetin beşiği Medine Efendimiz'i bağrına basıyordu.

Beri tarafta ise, elindeki defe vurup ritim tutturan bazı insanlar:

- Bizler, Neccâroğullarının komşularıyız; ne mutlu ki Muhammed bize komşu oldu,

şeklinde sürûr neşideleri seslendirirken onlara yönelen Efendiler Efendisi şöyle mukabele edecekti:
-Allah biliyor ki, Ben de sizi seviyorum! (3)


1: İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n Nihâye, 3/197. Bazı rivayetlerde bu neşidelerin Tebûk sonrasında Medine'ye girilirken terennüm edildiği bilgisi vardır. Bkz. İbn Kesîr, Sîre, 4/38

2: Muhibbuttaberi, er-Rıyâdü'n-Nadıra, 1/480. Bazı âlimeler, sözü edilen neşidelerin, hicret sonrasında Medine'ye ilk girişte değil de, Tebük Savaşı'ndan dönüşte söylendiğini anlatmaktadır. Konuyla ilgili rivayetler birleştirildiğinde bu beyitlerin her iki zamanda da söylenildiği anlaşılmaktadır. Bkz. İbn Kayyim, Zâdü'l-Meâd, 3/10; Mübârekfûrî, er-Rahîku'l-Mahtûm, 162

3: İbn Mâce, Sünen, 1/612 (1899)

Kaynak: Gönül Tahtımızın Eşsiz Sultanı Efendimiz (s.a.v) -1-, Bidâyetten Bedir'e, sayfa 562, Reşit Haylamaz, Işık Yayınları 2007



6 Nisan 2007 Cuma

Ebû Leheb'in kızı Dürre'nin Hicreti

Ebû Leheb'in kızı Dürre, hicret ederek Râfi b. Muallâ ez-Zürakî'nin (r.a.) evine girdi. Ziyaretine gelen Züreykoğullarının kadınları Dürre'ye:

"Sen, Ebû Leheb'in kızısın. O Ebû Leheb ki, Allah onun hakkında, "Ebû Leheb'in iki eli kurusun. Kurudu da. Ona malı da kazandığı da fayda vermedi." buyurmuştur. Binâenaleyh, hicretin sana fayda sağlamaz!" dediler.
Dürre, Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) yanına vardı. Bu sözleri söyleyen kadınları şikayet etti. Allah Resûlü (s.a.v.) onu sakinleştirerek:

"Hele bir otur." dedi
Cemaate öğle namazını kıldırdıktan sonra bir süre minber üzerinde oturdu ve ardından:

"Ey insanlar! Neden ehl-i beytim hakkında rencide ediliyorum? Allahâ kasem ederim ki, kıyamet günü benim şefaatim, Hâ, Hakem, Sudâ ve Sehleb kabilelerine bile erişecektir." buyurdu.(1)


1: Taberânî, Mu'cemu'l-Kebîr, 24/259 (660)
Kaynak : Hayatu's Sahabe - Muhtasar-, M. Yusuf Kandehlevi, Işık Yayınları 2006, 1. Cilt sayfa 246