5 Mart 2009 Perşembe

Hz. Fatıma'nın Hizmetçi İstemesi

Hâdiseyi bize Hz. Ali (ra) anlatıyor ve diyor ki:
"Evimizde hizmetçimiz yoktu. Bütün işlerini bizzat Fâtıma kendisi yapıyordu. Zaten, bütünü bir tek odadan ibaret olan bir hücrecikte kalıyorduk. O hücrecikte, Fâtıma ocağı yakar ve yemek pişirmeye çalışırdı. Çok kere, ateşi alevlendirmek için eğilip üflerken, ateşten çıkan kılvılcımlar benek benek elbisesini yakardı. Onun için elbisesi delikdeşik olmuştu. Yaptığı sadece bu değildi. Ekmek yapmak, evin ihtiyacı olan suyu taşımak da onun yüklendiği işlerdendi. Ayrıca değirmen taşını çevire çevire eli; su taşıya taşıya da sırtı nasır bağlamıştı.
Bu arada bir harp dönüşü Medine'ye esirler getirilmişti. Allah Resûlü bu esirleri, müracaat eden Medine halkına dağıtıyordu. Fâtıma'ya, babasına gidip ev işlerinde kendisine yardımcı olabilecek bir hâdim (hizmetçi) istemesini söyledim. O da gitti ve istedi..."

Şimdi, hâdisenin gerisini Hz. Fâtıma Validemiz'den dinleyelim:
"Babama gittim; fakat evde yoktu. Hz. Aişe: "Geldiğinde ben haber veririm." dedi, ben de geri döndüm.
Yatağa uzanmıştık ki, az sonra Allah Resûlü birdenbire çıkageldi. Ben ve Ali yataktan doğrulmak istedikse de O, buna mâni oldu.. ve aramıza oturdu. Öyle ki sadrıma temas eden ayağındaki serinliği göğsümde hissediyordum. Arzumuzu sordu. Ben de durumu aynen naklettim. Allah Resûlü birden uhrevîleşti ve şöyle dedi:
"Ya Fâtıma, Allah'tan kork ve Allah'a karşı vazifende kusur etme! Allah'ın omuzuna yüklediği farzları hakkıyla yerine getir. Kocana da daima sadık ve itaatkâr ol! Onun hakkını da gözet! (Yani, senin iki vazifen var: Allah'a karşı kulluk etmek ve sonra da kocana itaatte bulunmak.)
Sana ayrı bir şey daha söyleyeyim. Yatağına girmek istediğin zaman, otuz üç defa "Sübhanallah", otuz üç defa "Elhamdülillah", otuz üç defa da "Allahüekber" de.[1] İşte bu senin için hizmetçiden daha hayırlıdır."
[1] Buhârî, Fezâilü'l-Ashâb, 9; Müslim, Zikr, 80, 81; Ebû Dâvud, Edeb, 100
Kaynak : Sonsuz Nur, İnsanlığın İftihar Tablosu, Cilt 2, M. Fethullah Gülen, Nil Yayınları, Mart 2005

11 Ekim 2008 Cumartesi

Müslümanların işlerini görmek amacıyla koşuşturmak

İbn Abbas, Mescid-i Nebevi'de itikaf yapıyordu. Biri geldi, O'na selam verdi ve oturdu. İbn Abbas, adama şöyle dedi:
"Ey filân! Seni çok üzgün ve sıkıntılı görüyorum."
Adam:
"Evet, doğrudur. Filân adamın benim üzerinde velâ hakkı vardı; beni, belirli bir bedel karşılığında kölelikten hürriyete kavuşturmuştu. Benim ise, şu kabirde yatan zatın hürmetine yemin ederim kji, O'nun benden alacağını ödeme gücüm yok." dedi.
İbn Abbas:
"Senin için onunla konuşayım mı?" diye sordu.
Adam da
"Sen bilirsin, istersen konuş." dedi.
İbn Abbas, terliklerini ayağına geçirdi ve mescitten çıktı. Adam dedi ki:
"İtikafta olduğunu unuttun mu yoksa?"
İbn Abbas:
"Hayır, unutmadım. Ancak, bu kabrin sahibi Efendimizin: 'Kim bir Müslüman kardeşinin işi için koşturur ve ihtiyacını görürse, ona on yıl itikaf etmekten daha büyük mükafat vardır. Kim Allah rızası için bir gün itikafta kalırsa, Allah, onunla cehennem arasına, güneşin doğduğu yer ile battığı yer arasındaki mesafeden daha geniş olan üç hendek koyar.' dediğini duymuştum." (1)


1 : Münzirî, et-Tergib, 2/96 (1650)
Kaynak : Hayatu's Sahabe - Muhtasar-, M. Yusuf Kandehlevi, Işık Yayınları 2006, 2. Cilt sayfa 133

Toprağın Babası

Resûlü Kibriya Hazretleri, kızı ve damadını zaman zaman ziyaret eder, onların hal ve hatırlarını sorardı. Hz. Ali'nin evde olmadığı bir sırada yine hanelerine teşrif buyurmuştu. Gözleri Ali'yi bulamayınca, evde olmayışının sebebini sorup, durumu kızı Fâtıma'dan öğrenmişti. Aile hayatı ya, Fâtıma ile aralarında bir anlaşmazlık zuhûr etmiş ve Ali de, çözümü zamana yaymak için evden ayrılmıştı. Dizinin dibinde yetiştirdiği damadının üzülmesine Allah Rasûlü de razı değildi. Aradaki zaman uzamadan problem çözülmeli ve küçük şeylerin, saâdetin üfül üfül tüllendiği büyük yuvaları zedelemesine müsaade edilmemeliydi.

Kalktı ve arkasından O'nu aramaya çıktı. Geceleri de gündüzleri kadar aydın olan bir iman kahramanı nereye gidebilirdi? Tahmin ettiği gibi Hz. Ali mesciddeydi; yere uzanmış ve uyandırmak için mübarek ayaklarının ucu ile dokundu ilk önce... Ve ardından yüzüne şefkatle bakıp iltifat dolu bir ses tonuyla;


-'Kalk, yâ Ebâ Tûrâb!' diye seslendi.

Bu bir lâtifeydi ve 'toprağın babası' anlamına geliyordu. Zira başını yastık diye koyduğu toprak, yüzünde izler bırakmış ve tane tane yuvarlanıp üzerinden dökülüyordu. O'nun bu iltifatından o kadar hoşlanmıştı ki, kendisine 'toprağın babası' anlamında Ebu't-Türâb denilmesinden ayrı bir haz duyar olmuştu.

13 Temmuz 2008 Pazar

Ebu Zerr El-Gıfarî (ra)

Bir aralık, Hz. Ebu Zerr gelir Müslüman olur.. bu heyecanlı insanın, o devrede Mekke’de bulunması, hem kendi hem de diğerleri için zarar doğuracağından Allah Resûlü onu, kabilesine geri gönderir ve orada irşada memur eder.. ve ilavede bulunur:
“Bizim galebe çaldığımız devri gözet; ve işte bize, o zaman gel!”
Ebu Zerr (ra), Hayber’in fethinden sonra gelir ve Allah Resûlü’ne dehalet eder. Hâlbuki o, daha Mekke döneminin ilk yıllarında Müslüman olmuştur.[1] Ebu Zerr (ra) âbiddi, zahitti.[2] Ebu Zerr, bugünün içtimaîyatçılarının aklını döndürecek şekilde içtimaî adaletçi; hatta sosyalist yazarlara göre, ilk sosyalizm düşüncesini ortaya atan insandı. -Bu düşünceleri onların olsun- Yani fakirlik ne demektir? Fakirliğe karşı savaş nasıl verilir? Bunu ilk ortaya atan kahraman Ebu Zerr’dir. Aynı zamanda o, cennetin kendisine müştak olduğu insanlardan biridir.[3] Bütün bunlara rağmen bir gün Allah Resûlü’ne geldi ve şöyle dedi:
“Bana da bir imaret ver Ya Resûlallah!”
Yani, bir ordunun başında kumandan veya bir vilayetin başında vali olayım. Bir yerde beni de vazifelendir. Allah Resûlü ona şu cevabı verdi:
“Sen zayıfsın bu işler çok ağırdır Ya Ebâ Zerr! Böyle bir vazifeye talib olma. Bu vazife ona talib olana verilmez!”[4]

O, Ebu Zerr’e böyle derken, Hz. Ebu Bekir ve Ömer’e aynı şeyleri söylemiyordu. Aksine, onların imaretlerine işaret sadedinde; sağ eliyle Hz. Ebu Bekir’in, sol eliyle de Hz. Ömer’in elini tutmuş ve şöyle demişti:
“Benim gökte iki, yerde iki vezirim var. Göktekiler Cebrâil ve Mikâil; yerdekiler de Ebu Bekir ve Ömer’dir.”[5]

Diğer taraftan, gaybbîn gözüyle, olacakları görmüş ve dört raşid halifenin hilâfetlerine dair işaretlerde bulunmuştu. Hz. Osman’a (ra) gelince عَلَى بَلْوَى yani “imtihan ağırlıklı” kaydını ilave etmişti..;[6] ve öyle de Hz. Osman’ın hilâfeti biraz belalı olmuştu.

Evet, O, kadrosundaki insanları, onlardan daha iyi tanıyordu. Vazifelendirdiği şahıslarda vazife itibarıyla hiç falso olmamıştı. Ebu Zerr (ra), imarete talip olabilir; kendini bu işin altından kalkacak güçte görebilir; fakat Allah Resûlü, Ebu Zerr’i, Ebu Zerr’den daha iyi bilmektedir.
“Sen zayıfsın, bu iş ise ağırdır.” der ve ona imaret vazifesi vermez.


[1] Müslim, Fezâil, 132-133; İbn Kesîr, el-Bîdâye, 3/45-47.
[2] İbn Hâcer, İsâbe, 4/62; Mecmau’z-Zevâid, 9/330; Buhari, Menakibu’l-Ensar, 33.
[3] Mecmau’z-Zevâid, 9/330.
[4] Müslim, İmare, 16,17, Müsned, 5/173
[5] Kenzü’l-Ummâl, 11/563, 13/15.
[6] Buharî, Fezâilü’l-Ashâb, 5-7; Müslim, Fezâilü’s-Sahâbe, 29

Kaynak : Sonsuz Nur, İnsanlığın İftihar Tablosu, M. Fethullah Gülen, Nil Yayınları, Mart 2005
http://www.sonsuznur.net/index.php/content/view/424/40/


Hz. Safiyye'nin Rüyasını Anlatması

Peygamber Efendimiz, Hz. Safiyye'nin yüzünde bir darbe çürüğü gördü. Sebebini sordu. Hz. Safiyye izah etti:
"Kinane, b. Rebi ile evlendiğim ilk gece bir rüya görmüştüm. Rüyamda Medine tarafından bir ayın gelip kucağıma düştüğüne şâhid oluyordum. Bunu Kinane'ye anlatınca kızdı ve, 'Sen ancak Hicaz Hükümdarı Muhammed'e varmak istiyorsun!' diyerek yüzüme bir tokat vurdu. Onun izi kaldı." (1)
1: İbn-i Hişam, Sîre, c.3, s.351; İbn-i Sa'd, Tabakat, c.8, s.121.
Kaynak : Kaynak : Kainatın Efendisi, Peygamberimizin Hayatı - 2, Salih Suruç, Nesil Yayınları, 111. Baskı, Mart 2007, sayfa 413-414